Görülüyorum öyleyse varım!
“Görme konuşmadan önce gelmiştir. Çocuk konuşmaya başlamadan önce bakıp tanımayı öğrenir.” John Berger
Her gün yüzlerce bazen binden fazla farklı görsel algılıyoruz. Fotoğraflar, resimler, reklamlar, müzik klipleri, ikonlar, paralar, anahtarlıklar, etrafımızı saran markaların logoları, afişler, duyurular… Say say bitmez; binlerce büyüklü küçüklü, hareketli hareketsiz, renkli veya siyah beyaz üretilmiş/yaratılmış görsellikle karşı karşıyayız. İtiraf etmem gerekir görsellik bombardımanının bir kısmından yaptığım iş gereği hasbelkader sorumluluk taşıyorum.
Pazarlama iletişiminin çok önemli bir parçası görsellik ve tasarım: İnsanların duygularına hitap eden, markayla müşteriyi önsel olarak buluşturup, ürünü tüketiciye alıştıran ve bağlayan bir yanı var. Bu görsel kalabalığının, karmaşasının ortasında duran hedefte bulunan müşteri ne yaşıyor biliyor muyuz veya anlayabiliyor muyuz? Görsel iletişim profesyonelleri olarak görsellik üzerine düşünüyoruz, konuşuyoruz ve çalışıyoruz. Farklı konseptler, görsellikler üretim markaya, ürüne en yakışanı, tüketici içgörüsüne en yakın olanı seçip farklı mecralarda dolaşıma sokuyoruz. Devamını Oku… »

Bugün en basit ihtiyaçlarımızı bile herhangi bir markayla temas etmeden gidermenin yolu yok. Adeta bir markalar uzayında yaşıyoruz. Bu markaların hepsinin bir yüzü, duygusu ve sesi var: Cesur ayakkabılar, samimi bir kahve, sıcak kitapçı, güçlü motor, tarafsız haber, güven veren banka, iş garantili üniversite… Markalar bizimle her yerde ve sürekli olarak konuşuyor, bize bir şeyler göstermeye çalışıyor. Bitmeyen bir marka iletişim süreci içindeyiz. Müşteri deneyimi olarak tanımladığımız kavram uygulamada böyle kuruluyor ve sürdürülüyor. Sonuçta bireyler olarak markalarla karşılaştığımızda tarafsız kalamıyoruz; öyle ya da böyle pek çoğunu tanıyoruz ve bu tanıma hali duygusal bir temelden yükseliyor. Bu duyguyu inşa etmek, sürdürmek, tutum ve davranışlara dönüştürmek ise pazarlama iletişiminin işi.